| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
edebetalip
Yer:
Diğer
Tarih:
24 Haziran 2010, Perşembe 16:26 |
selam...günün hadis-i şerifi olarak paylaşmak istiyoruz,
Hz. İbni Ömer Radiyallahu Anh'tan rivayetle Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki:
"Bir adam duasının kabul olmasını ve sıkıntıdan kurtulmasını isterse, darlığa uğrayan insana yardım etsin."
(İbn-i Ebiddünya)
selametle...
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
nihat
Yer:
Diğer
Tarih:
16 Mayıs 2010, Pazar 18:49 |
Alıntı Sahibi: nihat
| Merhaba, Yayınlarınızı İzmir'den, İstanbul'dan her yerden beğenerek takip ediyoruz.Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum... |
|
|
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
nihat
Yer:
Diğer
Tarih:
16 Mayıs 2010, Pazar 18:48 |
radyo dadasa teşekkürler
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
HİLMİ AYGÜN
Yer:
Erzurum
Tarih:
10 Nisan 2010, Cumartesi 11:39 |
Ferhat Kaya Hocamızın programlarını beyenerek dinliyoruz. Çok istifade ediyoruz. Emeği geçen radyo çalışanlarına çok teşekkür ederiz.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
...
Yer:
Diğer
Tarih:
02 Nisan 2010, Cuma 12:28 |
Hayırlı Cum'alar!
... hayatın içinde , her anımızla yaşayan bir iman için ...
Hz. Ebu Hüreyre ( Radiyallahu Anh)'tan rivayetle Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vessellem) buyurdular ki:
"Sizlerden her biriniz her üzücü şeyde
- 'İnna lillah ve inna ileyhi raciun' (Biz Allah'a âidiz ve vakti geldiğinde elbette O'na döneceğiz.) desin.
Hatta ayakkabısının tasması kopsa bile.
Zira o da bir musibettir."
(İbnüssünni)
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
edebetalip
Yer:
Diğer
Tarih:
01 Nisan 2010, Perşembe 12:45 |
Hz. Muaviye( Radiyallahu Anh)'tan rivayetle Efendimiz -Sallallahu Aleyhi Vessellem- buyurdular ki:
"Siz namazı beklemekte iken, Allah'ın gökten bir kapı açarak sizin meclisinizi, sizinle övünerek,
meleklerine gösterdiğini bir bilseydiniz."
(Taberani/Kebir)
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
...
Yer:
Diğer
Tarih:
31 Mart 2010, Çarşamba 09:41 |
'Resûl-ü Ekrem( Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdular ki:
"Bir şeyi ödünç vermek, onu sadaka olarak vermekten daha hayırlıdır."
(Beyhaki, Şuabül-iman)
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
istanbul istanbul
Yer:
Diğer
Tarih:
23 Mart 2010, Salı 21:30 |
CANIM İSTANBUL
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle Istanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim" i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
(NECİP FAZIL KISAKÜREK )
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Güzellerin dilinden ...
Yer:
Diğer
Tarih:
08 Mart 2010, Pazartesi 21:49 |
...“Ey dîde nedir uyku gel uyan gecelerde/
Kevkeblerin et seyrini seyrân gecelerde/
Bak, hey’et-i âlemde bu hikmetleri seyret/
Bul Sâniini ol O’na hayran gecelerde/
Çün gündüz olursun nice ağyâr ile gâfil/
Ko gafleti, Dildârdan utan gecelerde/
Gafletle uyumak ne revâ abd-i hakîre/
Şefkatle nidâ eyleye Rahmân gecelerde/
Cümle geceyi uyuma Kayyûm’u seversen/
Tâ hay olasın Hayy ile ey cân gecelerde/
Âşıklar uyumaz gece hem sen uyuma kim/
Gönlün gözüne görüne Cânân gecelerde/
Dil beyt-i Hudâdır onu pâk eyle sivâdan/
Kasrına nüzûl eyler o Sultân gecelerde/
Az ye az uyu hayrete var fânî ol ondan/
Bul cân-ı bekâ, ol O’na mihmân gecelerde/
Allah için ol halka mukârin gece gündüz/
Ey Hakkı, nihân-ı aşk oduna yan gecelerde.”
(Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.)
“Allahım! Bütün kalbler Sana ve Resûlüne karşı muhabbetle dolsun. Her yerde Senin nâmın duyulsun ve biz bu işin hizmetçileri olalım.”
Evet, Rabbimden yine Rabbimi isterim. Çünkü her şeyin kaynağı ve her şeyi verecek sadece O’dur. Bundan dolayı istenilecek bir şey varsa o da, sadece O’nun rızası, O’nun hoşnutluğudur.
...
Bizi muhlis, muhlas, müttaki, vera’ sahibi, zâhid, kurbiyete mazhar, Rabbinden hoşnut ve Rabbi kendisinden hoşnut, Seni seven ve nezdinde sevilen, huşû sahibi, mütevazi, Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanmış kullarından eyle.!
...
Efendiler Efendisi Hazreti Ahmed ü Mahmud u Muhammed Mustafa’ya(s.a.v.), peygamber hanesinin seçkin fertlerine ve ashâb-ı güzîne, layık oldukları vechile salât ü selam etmedeki aczimizi ifade ederek, Zat’ından onların kadr u kıymetlerine münasip salat u selam eylemeni Sen’den dileniyor ve bütün dualarımızın kabulüne bu salat ü selamı şefaatçı kılıyoruz.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Rüstem
Yer:
Bursa
Tarih:
07 Mart 2010, Pazar 14:44 |
Bir ERZURUM'lu olarak, Sizlere yayın hayatınız'da başarılar dilerim. En kalbi duygularımla Bursa'dan Tüm Erzurum'a kuçak dolusu SELAMLAR.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
...
Yer:
Diğer
Tarih:
07 Mart 2010, Pazar 14:40 |
Azrail
Anlatılır ki, adamın biri köyün üst kısmındaki ormanlık bölgeden çalı toplar, bunları köye getirip satarak geçinirdi.
Bir defasında çalıları sırtına yüklenip köye getiriyordu. Hava hayli sıcaktı, kan-ter içinde kalmıştı. Üstelik çalılarda bulunan bazı dikenler sırtına batıyordu. Çalıları yere bıraktı. Yılların çilesinden kurtulmak istedi:
"Ey ölüm nerdesin? Gel, beni bu hayattan kurtar!" diye bağırdı. Birden yanında bir zat peyda oldu, "Beni mi çağırdın? Ben Azrail'im, ne istiyorsun?" dedi. Adam işin ciddiyetini anlamıştı. Çile de çekse hayat tatlıydı.
"Şey..." dedi. "Şu yükleri kendi başıma sırtıma kaldırmakta zorlanıyorum. Ucundan tutup sırtıma yükler misin?"
O günden sonra adam, halinden hiç şikayetçi olmadı. Ama Azrail'in birgün tekrar geleceğini de hiç unutmadı, ömrünün kalan günlerini iyi bir şekilde değerlendirdi.
Dört büyük melek olan Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail arasında görev taksimi yapıldığında Azrail (a.s.) :
"Ya Rabbi," der. "En zor görev bana düştü. Bu insanlara hayat tatlı gelir. Ben onların ruhlarını kabzedeceğim. Sevenleri birbirinden ayıracağım."
Cenab-ı Hak hikmet diliyle, "Ben , seninle ölüm arasına hastalıklar, musibetler perdesini koyacağım. İtiraz okları sana gelmeyecek" der.
Gerçekten de ölüm olaylarında Azrail'i pek hatırlamayız. " Falanca kazadan gitti, filanca hastalıktan gitti" deriz.
Hastalık ve musibetler Azrail'e perde oldukları gibi , Azrail de İlahi tasarrufa bir perdedir. Haşa, Hz. Azrail, Allah'ın yardımcısı değildir. Keza o, canının istediği zaman can alan biri de değildir. Verilen emre göre hareket eder, bu şekilde fıtri ibadetini yapmış olur.
(Yazar: Doç Dr. Şadi Eren)
Cenab-ı Hakk cümlemizi emanette emin olan ve emaneti gülümseyerek teslim edenlerden eylesin (Amin!).
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
vefa...fedakarlık...(güzel ahlak örneklerinden)
Yer:
Diğer
Tarih:
07 Mart 2010, Pazar 14:34 |
Fedakâr Ailenin Son Anı
HER VAKİT camiye gelir, farza durur, imam selâm verir vermez, son sünneti kılmadan, tesbih çekmeye kalmadan hemen camiden çıkar giderdi.
Bir, iki, üç ay derken bu, altı ay kadar devam etti.
Bu adam neden sünneti kılmıyordu, üstelik cemaatle birlikte tesbihe ve duaya da kalmıyordu? Kimdi bu adam, neden böyle yapıyordu?
Yoksa bir bildiği mi vardı? Neden herkesten ayrı hareket ediyordu? İyi, güzeldi ve her vakit camiye geliyordu da neden böyle yapıyordu?
Hakkında pek de iyi düşünmüyordu. Bir sebebi varsa da öğrenmeliydi. Belki yardıma olurdu. Sonunda bir namaz vakti mihrabı müezzine terk etti, kendisi arkada cemaate katılarak farzı kıldı.
Maksadı bu adamı camiden çıkmadan önce yakalamak ve bir şekilde böyle davranmasının sebebini sormaktı.
Adam yine tam vaktinde camiye geldi, cemaatle farzı eda etti, imam selâm verir vermez de her zaman olduğu gibi hemen kapıya yöneldi. Tam çıkacakken peşinden yetişti imam ve durdurdu:
"Allah kabul etsin kardeşim" dedikten sonra merakını dile getirdi. "Aylardır merak ediyorum.
Geliyorsun, farzı cemaatle kılıyorsun, son sünneti kılmaya kalmadan ve tesbih çekmeden, duaya katılmadan aceleyle çıkıp gidiyorsun. Sizce bir sakıncası yoksa sebebini öğrenebilir miyim?"
Adam düşünceliydi. Dertli olduğu, bir sıkıntı içinde kıvrandığı bakışlarından, yüz hatlarından belliydi.
İmam efendiye derdini anlatmaya başladı:
"Hocam, evde hasta bir hanımım var, felçli, on üç yıldır, ne ayağa kalkabiliyor, ne kendi işini görebiliyor, ne de konuşabiliyor. Çocuklarımız da olmadı, başka kimsemiz de yok. Bütün ihtiyaçlarını ben görüyorum. Ben indirip kaldırıyorum, ben yedirip içiriyorum. Ezan okunur okunmaz da hemen camiye koşuyorum, eşimin bir ihtiyacı olur diye farzı kılar kılmaz çabucak kalkıyorum, eve dönüyorum."
Mahcup olmuştu. Adam hakkında kendisi neler düşünüyordu, adamcağızın hali neydi? Sadece teşekkür etmekle yetindi.
"Hocam," dedi, "isterseniz eve buyurun, bir çayımızı, kahvemizi içersiniz."
"Olur inşaallah, müsait bir günde geliriz" dedi.
Daveti kabul etti. Birgün kalktı, müezzinle birlikte hasta ziyaretine gittiler. Durum açıktı ve gözler önündeydi. Yılların ıstırabı sonucu kadıncağız erimiş, küçülmüş, bir yumak olmuştu. Sessiz sedasız yatıyor, sadece gözleri parlıyordu.
Sohbet esnasında evin sahibi bir sırrını paylaştı misafirlerle:
"Bir evim, bir de dükkanım var. Kimsemiz de yok. Düşündüm, taşındım, ben ölürsem bu kadına kim bakar? Aklıma bir çare geldi. Tapu dairesine gittim, evi de, dükkanı da eşimin üzerine tapu ettirdim. Ben öldükten sonra birisi çıkar da, evin ve dükkanın kendisine kalacağı düşüncesiyle belki bu kadına bakar. Ne dersiniz doğru yapmış mıyım?"
Evet doğru yapmıştı, hem de ne doğru. Bu sefer hayreti
bir kat daha arttı. Takdir duygularını dile getirmekten başka bir şey yapamadı.
Hayatta ne insanlar vardı, Allah'ın ne güzel kullan yaşıyordu? Ne müthiş bir aileydi bu? Aralarındaki nasıl bir aşktı, nasıl bir sevgiydi? Hayır, hayır bu aşk falan değildi, bütünüyle bir şefkatti, hiçbir dünyevî karşılık beklemeden yapılan bir insanlıktı.
Aradan fazla bir zaman geçmedi. Komşulardan birisi acı bir haberle camiye damladı:
"Hocam," dedi, "sizlere ömür, hacı amcayı kaybettik. Bir cenaze salası verir misiniz?"
Şimdi üzülme sırası kendisine geldi. "Hacı efendi Allah'ın rahmetine kavuştu, ama bu felçli kadın ne yapacaktı, ona kim bakacaktı? Bir hayır sahibi çıkar mıydı acaba? En azından geride kalan eve ve dükkana sahip olmak için birisi bulunur muydu?"
Bu düşüncelerle gitti, salayı okudu. Namaz saatini bekliyordu. Yarım saat sonra bir haber daha geldi. "Hocam, Hacı amcanın eşi de rahmetli oldu."
Günlerden Cuma'ydı. Gitti, ikinci salayı da verdi. İki hak dostu, Allah'ın iki sevgili kulu mübarek bir günde birlikte yolculuğa çıkmışlardı, ebedler ülkesine...
Dünyada beraberlerdi, hayatları aynı yastıkta geçmişti. Biri gidince, geride kalan da dayanamadı ayrılığa, o da peşinden yola çıktı. Aynı âlemde buluştular.
Bu mutlu ve umutlu, bu nurlu ve huzurlu, bu sevdalı ve müşfik aileyi ne komşular unutabildi ondan sonra, ne de hoca efendi...
(Mehmet Paksu)
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
bir paylaşım
Yer:
Diğer
Tarih:
05 Mart 2010, Cuma 15:42 |
selam ile...''...verme'' ile ilgili sayın Senai Demirci'nin yazısından bir bölümü hepimizin farkındalığı için sizlerle de paylaşmak istiyoruz.
...senin sandıklarını sayıp sayıp yığmaların müsaade vermez aydınlığı görmene. Yardıma muhtaç olanları görmekle izzet bulacak gözlerini diktiğin bencilliğin, ihtiyaç sahiplerini görmeye kör kalır...Lütfedilenlerin üzerine yatmak telaşı insanı adım adım uzaklaştırıyor insanlığından, farkına varmak şansını usul usul kaybettiriyor..
En korkutucu gün senden istenenleri yerine getirmemiş olarak huzura durmaktan sakın!
Kim bilir belki de aklından çıkan, her şeye sahip olduğunu sandığın her an istemekten başka çarenin olmadığı gerçeğidir.
Bir daha düşün istersen, nasıl bir yoksulluk içerisinde bulunduğunu.
Bir daha düşün! Kendine ait sandığın imkânlarının aslında sonu gelmez ihtiyaçların karşısında nasılda yetersiz kaldığını.
... Nefesini düşün! İliklerine kadar içine doldurduktan sonra onu dışarı atmak mecburiyetinde olduğunu... Sonra tekrar ona hayat kadar ihtiyaç duyduğunu düşün.
... Uykunu düşün! En derin yerinde nefesini tekrar tekrar alıp vermek zorunda olduğunu ve sana iade edilmezse ondan mahrum kalarak bütün servetini sonsuza kadar terk etmekten başka çaren olmadığını düşün.
..Acizliğini düşün istersen, bir nefeslik canının sana her nefeste lütfedilmesinden başka umarın olmadığını düşün.
Sonra senden istendiğinde kendinin sandığın kıymetli hazinelerini düşün ve anla ne denli kıymetsiz olduklarını. Anla ki, senden istediklerinde azarladıkların gelsin aklına. Etrafını saran bencillik sarmalından çekip çıkar yüreğini. Yakışmıyor sana ait olmayan nefesle, umanın karşısında esip savurmak hevesin. Senin olsa senden istenenler, vermemene kimsenin bir diyeceği olmayacak elbet. Bir iç çekimlik nefese bile sahip değilken, her şeye sahipmiş gibi davranman sana da biraz haince gelmiyor mu? Sonra değil hemen düşün! Düşün ki düşüncesizliğin yalaz yalaz sarmalayıp sonsuzlukça bela olmasın başına.
Derin bir nefes çek kalbinin en mahrem yerlerine değin ve azarlamak yerine çıkar elinden seninle hiç ilgisi olmayan yüklerini. Kurtul gelip geçici olandan ki, sonsuza kadar hiç elinden çıkmamak üzere sana verilecek olanların sahibi olabilesin.
...
tüm fakirliklerden kurtulmuş olan gönlü ve eli bol kullardan olabilme dualarımızla...ve's-selam!
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
...
Yer:
Diğer
Tarih:
02 Mart 2010, Salı 21:06 |
DAĞ RÜZGARI
Kaderde senden ayrı düşmek de varmış
Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim...
Seni tanımadan
Hele seni böyle deli divane sevmeden
Yalnızlık güzeldir diyordum
Al başını, kaç bu şehirden
Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara
Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git
Git gidebildiğin yere git diyordum
Oysa ki, senden kaçılmazmış
Yokluğuna birgün bile dayanılmazmış.
Bilmiyordum...
Yine de dayanmağa çalışıyorum işte
Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
Rüzgar güzel bir koku getirmişse
Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum
Yaşamak seninle bir başka zamanı
Bir başka zamanda seni yaşamak
Herşeyden önce sen
Elbette sen
Mutlaka sen
İster uzaklarda ol
İster yanıbaşımda dur
Sen ol yeter ki bu zaman içinde
Ben olmasam da olur
Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır
Bitmiyorsun
Çaresizliğim gün gibi aşikar
Su olup çeşmelerden akan güzelliğin
İnceliğin ışık ışık yüzüme vuran
Sen güneş kadar sıcak
Tabiat kadar gerçek
Sen bahçelerde çiçekler açtıran
Sudan, havadan, güneşten yüce varlık
Sen, o tek sevgi içimde
Sen görebildiğim tek aydınlık
Bir nefes de benim için al
Havasızlıktan öldürme beni
Bulutlara, yıldızlara benim için de bak
Susadım diyorsam
Bir yudum su içmelisin
Ben yorulduysam sen uyumalısın
...
Ağaçların yeşili kalmadı
Gökyüzünün mavisi yok
Bu dağlar o dağlar değil
Rüzgarında kekik kokusu yok
Kim bu çaresiz adam
Bu kan çanağı gözler kimin
Kaç gecedir uykusu yok
Gündüzü yok
Gecesi yok
Yok
Yok
Anladım
Sensiz yaşanmaz bu dünyada
İmkanı yok.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
komik itiraflar:)
Yer:
Diğer
Tarih:
02 Mart 2010, Salı 20:59 |
--Toplamda
Geçen gece nöbetteyken acile 3 yaşında, para yutmuş bir hasta geliyor. Babasına ne kadar yuttuğunu soruyoruz; "1 YTL" diyor.. Yapılan tetkikler sonucunda bir adet 50 Kuruş ve iki adet 25 Kuruş tespit ediyoruz. Baba bir şekilde haklı olduğu için sadece aramızda gülüşerek konuyu kapatıyoruz..
--Potansiyel müşteri
Kırmızı ışıkta durduğum anda yanımdan iki motosikletli ışık hızında ve tek tekerlek üzerinde geçti.. Ben ağzım açık olayı izlerken yanıma yanaşan 112 ambulansından doktor camı açtı ve bana: ''Gördün mü bizim müşterileri... Hey maşallah!'' dedi.
--Tövbe ..
Babamı namaz kılmış, dua ederken görünce "Benim için de dua et" deyiveriyorum ve babamın cevabıyla dumur oluyorum. "Kendisi nerede derse ne diyeyim?" ***********
--... kaynana yorumu
İş arkadaşımın düğünündeyiz. Nikah kıyılıyor, imzalar atılıyor, gelin ve damadı tebrik etmek için ayağa kalkıldığında elektrikler kesiliyor. Biz hep beraber "Aaaa!" diye tepki gösterirken, arkadaşımın annesi oldukça yüksek sesle düşüncesini dile getiriyor. "Oğlumun daha ilk dakikadan hayatı karardı."
---Lamba
Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıkta geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek anons: "Bacım o geçtiğin gece lambası değildi, çek sağa."
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
akın
Yer:
İstanbul
Tarih:
28 Şubat 2010, Pazar 10:45 |
istanbul pendik jakarin çiçek den tüm hemşerilerime saygı ve sevgilerimle akın ipek
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
edebetalip
Yer:
Diğer
Tarih:
22 Şubat 2010, Pazartesi 14:03 |
Selam...Yaşadığımız yere bahar gelmek için bahaneler arar , şu anda bile badem ağaçları çoktan çiçek açtı...
Cemrelerin düşmeye başladığı şu demlerde tüm gönüllere de yeniden Resulullah'ın sevgisinin kor halinde düşmesi,her daim canlı kalması temennilerimizle;
Mevlid Kandilinizin hayırlara vesile olmasını dileriz.
....ve's-selam
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
edebetalip
Yer:
Diğer
Tarih:
19 Şubat 2010, Cuma 09:22 |
Tüm çalışan ve dinleyicilerinize Hayırlı Cum'alar...Bir hadis-i şerif'i sizlerle paylaşmak istiyoruz;
bildiklerimizle amel edebilmek temennilerimizle.
''Hz. Enes Radiyallahu Anh'tan rivayetle Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Peygambere salat-ü selam getirilmedikçe, her duanın Allah'a ulaşmasını engelleyen bir perdesi
vardır."
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
serdar
Yer:
Diğer
Tarih:
17 Şubat 2010, Çarşamba 14:06 |
merhaba radyo dadaş çalışanları şuan gurbette bir erzurumlu olarak yayınlarınız internetten dinliyorum ve çok beğeniyorum. sizi ta 19993 ten beri dinliyoz aile olarak ama şuan gurbete geldim biraz zor oluyo memleketimi çok özledim bence hepimiz erzurumun kıymetini bilmeliyiz canım erzurum
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
kıssadan hisse
Yer:
Diğer
Tarih:
25 Aralık 2009, Cuma 22:34 |
''MİNİK FARENİN BÜYÜK ÖYKÜSÜ''
Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü.
Kendi kendine:
- "İçinde hangi yiyecek var acaba ?" diye düşündü.
Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı.
- "Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!"
diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı.
Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı:
- "Zavallı farecik...Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın" dedi.
Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla koyunun yanına koştu ve,
- "Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!"
diye adeta çırpındı. Koyun anlayışla karşıladı ama,
- "Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol" dedi.
Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve ,
- "Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" dedi.
İnek ;
-"Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor." dedi.
Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü.
Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı.
O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı.
Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden
bir ses duyuldu.
Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından geliyordu.
Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu.
Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti.
Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı.
Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü.
Doktor zehiri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu.
Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir, çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu.
Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler.
Onlara ikram etmek için çiftçi koyunu kesti.
Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü.
Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı.
Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi.
***
Birisi, sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile karşı karşıya ise ,hepimizin aynı tehlikede olabileceğini hatırlayalım.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
hüseyin
Yer:
Diğer
Tarih:
24 Aralık 2009, Perşembe 14:24 |
Alıntı Sahibi: AYCİHAN KOÇOĞLU
| TÜM ERZURUMLU HEMŞERILERIMI SEVGI SAYGI HOŞ GÖRÜ VE MUHABBETLE SELAMLIYORUM ERZURUM DENINCE İÇİM BURKULUR CANIM ACIR ATALARIMIN HOŞ MUHABBET CAN PERVER DOGDUGUM YER CUMHURRIYET CADDESI TAŞMAGAZALAR GÜRCÜ KAPI GÜLAHMET MAHALLEBAŞI HALEN GOZUMDE TÜTER SORARIM KENDIME NEDEN DOYDUGUM YER OLMADIN ERZURUM |
|
|
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
edebetalip
Yer:
Diğer
Tarih:
02 Eylül 2009, Çarşamba 15:07 |
Tüm çalışan ve dinleyenlerinize Hayırlı Ramazanlar dileyerek bir hadis-i şerifi sizlerle de paylaşmak istedik,
ve's-selam!
''Deylemî’nin Enes ibni Mâlik (Radiyallâhu Anh ) tan rivayet ettiği bir hadiste Resulullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem )şöyle buyururlar:
"Dört şey yapan kişi orucu gayet rahat tutar: *İftarı su ile açması,
*sahuru terk etmemesi,
*öğle istirahatını terk etmemesi,
* güzel koku kullanması."
(Râmûzu’l-Ehâdîs, Hadis no: 957) ''
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Emlak
Yer:
Çanakkale
Tarih:
25 Ağustos 2009, Salı 10:18 |
Güzel site tebrikler, elinize sağlık.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
AYCİHAN KOÇOĞLU
Yer:
İstanbul
Tarih:
25 Ağustos 2009, Salı 10:10 |
TÜM ERZURUMLU HEMŞERILERIMI SEVGI SAYGI HOŞ GÖRÜ VE MUHABBETLE SELAMLIYORUM ERZURUM DENINCE İÇİM BURKULUR CANIM ACIR ATALARIMIN HOŞ MUHABBET CAN PERVER DOGDUGUM YER CUMHURRIYET CADDESI TAŞMAGAZALAR GÜRCÜ KAPI GÜLAHMET MAHALLEBAŞI HALEN GOZUMDE TÜTER SORARIM KENDIME NEDEN DOYDUGUM YER OLMADIN ERZURUM
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Hatice öğretmen
Yer:
Erzurum
Tarih:
24 Ağustos 2009, Pazartesi 22:13 |
Selamlar... İftardan sonra yayınlanan Bizim Dalga programı çok hoş.Yusuf beyin diksiyonu çok güzel. Bu işin eğitimini almış belliki. Selman beyin de esprileri çok güzel. Ayrıca Taner Beyi de unutmamak gerek .Eefektler bir harika ..çok gülüyorum inanın. Böyle devam edin lütfen.Gönülden selamlar.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
...
Yer:
Diğer
Tarih:
11 Temmuz 2009, Cumartesi 12:04 |
''Yalnızlığa dayanırım da , bir başınalığına asla
Yaşlanmak hoş değil , duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla ,
Saat tıkırtısıyla ...
Korkmam , geçinip gidereriz biz mutlulukla ,
Ama ;
''Günün aydın , akşamın iyi olsun'' diyen biri olamalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.
* * *
Yoksa zor değil , hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama '' çaya kaç şeker alırsın ? ''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
(CAN YÜCEL )
...gözler arasında farklı bir ilişki vardır bilir misiniz? Onlar birlikte göz kırparlar ,birlikte ağlarlar ,her şeyi birlikte görürler ...buna rağmen asla birbirlerini görmezler.
Dostluklar da belki buna benzemeli biraz ,
Baki dostluklarla/da kalınız...
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
edebetalip
Yer:
Diğer
Tarih:
15 Haziran 2009, Pazartesi 10:52 |
''Gelip geçicidir bu dünya , yoktur onda karar,
Örümcek ağı gibidir , dokunsan hemen kopar.
Ey rızkını arayan , yetişir bir iki lokma ,
Burda durucu değilsin , boşa yığınak yapma .
(Hz.Ali -kerremallahu vechehu - ) ''
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
edebetalip
Yer:
Diğer
Tarih:
03 Haziran 2009, Çarşamba 22:44 |
...çoğunluğunda duygulanarak , gururlanarak izlediğimiz Türkçe Olimpiyatlar'ını şiirleri , türküleriyle ...insanı taa nerelere götürdü...
Türkçeyi , güzellikleri çok da güzel bir şekilde bütün gönüllere açanlara,
şahsınızda emeği geçen herkese
şükranlarımı sunarım.
saygılarımla!
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Dostça bir paylaşım
Yer:
Diğer
Tarih:
30 Mayıs 2009, Cumartesi 21:53 |
DOST MUSUN?
Dost musun?
Öyleyse canın canımdır...
Aynan olmalıyım...
Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi...
Hem sakınmadan, mertçe...
Hani bilirsin, esirgemem lâfımı,
Ne şekil gelirse, öylece...
Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya, ama,
Seni de dupduru isterim karşımda...
Dostsan,
Gözlerimin içine baka baka yaka silk benden!
Arkamdan şikayetlenme!
Yiğit ol! Gerekirse yiğitçe azarla, çekinme!
Lâf değil, icraat beklerim senden!
Öyle bak ki, hislerini görebileyim...
Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim...
Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı!
Dil dönerken söylenmeli her şey...
Kulak duyarken anlatılmalı...
Göz bakarken bakmalıyım sana...
Can sağ iken sarılmalı...
Keşkelere meydan vermemeli hayatım,
Pişmanlıklarla yoğrulmamalı....
Hayır!
Dirime selâm vermeyen,
Ölüme de fazla yaklaşmasın!
Dostsan, ölmemi bekleme!
Haklıysam, yaşarken savun beni!
Yaşarken yanımda ol!
İnanmışsan bana, kimse çevirmesin seni yolundan!
Ve inanmamışsan, sakın rol yapma!
Her söylediğimi onaylaman şart değil...
Her yaptığımı beğenmen de gerekmez...
Dostsan, rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle, sıkılma!
Yadırgayabilirsin beni,
Ve ben de seni tuhaf bulursam şaşırma...
Kandırmanı aslâ kabul edemem!
Her dediğini, her yaptığını hoş görürüm, ama,
Beni, bana sormadan yargılama!
Her yediğimiz aynı olmaz belki,
Her dakikamız birlikte geçmez...
Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de,
Ağladığında seninle birlikte oturup ağlarım...
Belki her çağırdığında gelemem fakat,
Derdine ortak ararsan, koşarım...
Ben de herkes gibi insanım elbet,
Ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine sok!
Senin işin bu değil!
Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gök arasında...
Dostsan,
Küçümsemeden, küfretmeden,
Sevgiyle, saygıyla ve huzurla gel sokağıma...
Dinlenmek istediğinde, hiç düşünme, sana özel bir limanım, ama...
Yorulduğum zamanlarda,
Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına...
Seni bir çocuk kadar saf sevebilirim
Ve bir deli kadar art niyetsiz...
Uğruna seve seve hesabı şaşırırım...
Görmezden gelebilirim yanlışlarını...
Başkaları enayilik sayabilir,
Başkaları akılsızlığıma yorabilir,
Bunları dert bile etmem, ama,
Sen, aslında aptal olmadığımı,
Her an, tekrar tekrar hatırla!
Ve sakın beni aptal yerine koymaya kalkışma!
Seviyorsan, cimrilik etme, söyle!
Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla,
Hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum!
Neyse, o olmalı insan...
Kendisi olmaktan korkmamalı!
Kendisi olmaktan kaçmamalı!
Bil ki, sensin diye seni bırakmam, ama,
Ben olduğum için bırakırsan beni,
Yas da tutmam arkandan!
Bedel mi?
Ödemeyeceksen çıkma yola!
İçten pazarlık edersen, ancak kendine edersin...
Kendince küser barışır, kendi kendini yersin!
Dostsan, mevsimince yağ...
Kışsan kar ol, güzsen yağmur...
Soğuğuna, sıcağına, esip savurmana itiraz etmem,
Senden, ille de bahar olmanı beklemem, ama,
Dayanmalısın en şiddetli fırtınalarıma...
Belki de çok geldi bunca talep...
Bana karşı hiçbir mecburiyetin yok, korkma...
Sana fazla geldiğim ilk anda,
Arkana hiç bakmadan, dönüp gidebilirsin...
Geçip gidebilirsin, borçluluk hissetmeden...
Mutlaka bir açıklama da beklemem senden.
Dost musun?
Öyleyse, canın canımdır,
Yoluna baş koymaya hazırım ya,
Başını da yollarımda isterim, unutma!
Neslihan Nur TÜRK...
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Türkçe olimpiyatları'nın hatırlattıklarından...
Yer:
Diğer
Tarih:
30 Mayıs 2009, Cumartesi 21:51 |
IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırır beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.
Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.
Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Bahaettin Karakoç
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
...
Yer:
Diğer
Tarih:
30 Mayıs 2009, Cumartesi 21:49 |
GÜL LÜTFUNDAN ŞU SİNEME HÂR DÜŞER
Avuçlarımdan yere inci inci zâr düşer
Kudretle alnıma bir uzun intizar düşer
Hüsnünün karşısında bülbül olamadım da
yine de gül lütfundan şu sineme hâr düşer
Ben hâlâ yanıyorum, gönül unutmadı ki
nitekim nisyanın kalktığı yere nar düşer
Pay etmiş adaletle güya canan zamanı
bilmem neden hep bana uzun sonbahar düşer
Vuslat ümidi bile gençleşmeme yeterken,
bir lahzalık firakla gönlüm ihtiyar düşer
Kelime yarla başlar, hece müdamdır yarla
ve cümlenin sonuna nokta gibi, yar düşer
Bir baktın ki sevgili parçaladın kalbimi
sanırsın sinem üstüne şak-ı Zülfikar düşer
Ey kalkanı hâr, ölme ne olur başka yerde,
sinem kabristanında sana da mezar düşer
Çarhı almış figanım, ay utanıp saklanır
derdime sema ağlar, tek tek yıldızlar düşer
Çözdüğün zaman hani zülfün dudak büker ya
kalbimin en sıcak noktasına kar düşer
Sual ederler benden “seviyor musun hâlâ”
dudağımdan cevaben sükûtla ikrar düşer
(Mustafa Tanrıkulu)
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
...
Yer:
Diğer
Tarih:
30 Mayıs 2009, Cumartesi 21:43 |
*HERŞEY SENDE GİZLİ
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
CAN YÜCEL
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
efe
Yer:
Diğer
Tarih:
27 Mayıs 2009, Çarşamba 20:06 |
selamın aleyküm dadaş radro dinleyicileri ve çalışanları yapmış olduğunuz yayınlardan dolayı çook teşekkür ederim başarılarınızın devamını dilerim...bu frekans bize yeter
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
edebetalip
Yer:
Diğer
Tarih:
18 Mayıs 2009, Pazartesi 21:52 |
''...insanın davranışları onun iç dünyasının akisleridir.
Eğer insanın ruhu düzgünse onun gölgesi de daima düz olur.
Eğri ağacın gölgesi düz olmaz, düz ağacın gölgesi de eğri olmaz. İnsan, bunu bilmeli ve kendi ruhunun düzlüğü ve eğriliğini ona göre ölçüp biçmelidir.
O hâlde şu soruları kendi kendimize sormamız gerekir: Her şeyi güzel görebiliyor muyum? Eşya ve hâdiselere güzel bir nazarla bakıp, onları güzel bir şekilde değerlendirebiliyor muyum? Böyle mü’mince bir bakış açısına sahip miyim? Elbette ki insan zahire bakan yönüyle bela ve musibetleri hemen gerçek yüzüyle göremeyebilir. Dış yüzü itibarıyla ekşi bir manzara arzettiğinden onların derûnunda bulunan bal-kaymak tatlılığını ilk başta hemen duyup hissedemeyebilir ve neticede hâdisenin şok tesiriyle evvelemirde bir sarsıntı yaşayabilir. Ama aklı başında olan insan, ilk başta yutkunup dursa da, sonra ona makul bir mahmil bulur,...hakkaniyetle davranır, akl-ı selim, hiss-i selim ve kalb-i selimle hâdisenin üzerine yürür ve Allah’ın izniyle üstesinden gelir.
...
...asıl önemli olan ekşiyen karşısında tatlı olmak, eğri karşısında düz durmaktır. ''
...*...
Rabbim ,bizleri de dosdoğru olan kullarından eyle (amin!)
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
edebetalip
Yer:
Diğer
Tarih:
15 Mayıs 2009, Cuma 10:14 |
Ebû Hüreyre( radıyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Büyük günahlardan kaçınıldığı müddetçe, beş vakit namaz ile iki cuma, aralarında işlenen küçük günahlara keffârettir."
---
(Müslim, Tahâret 14. İbni Mâce, İkâmet 79 )
--
Cum'anız Mübarek Olsun ...
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
|
| Yukarı |
|
| |
|
|